Karadeniz Havzası

 

Çok Özel Bir Deniz

Karadeniz ve Türk BoğazlarıTürkiye’nin ve bölge ülkelerinin  biricik sorunu değildir.

Ancak, tüm bölge ülkelerinin sonunu getirebilecek tehlikeleri bünyesinde taşımaktadır.

 

 Kıyısında 6 ülke olmasına (Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Türkiye, Ukrayna) ve 460.000 km2’lik alanına rağmen, Avrupa ve Asya’daki akarsu havzalarında bulunan 21 ülkenden toplam 2.300.000 km2’lik geniş bir bölgenin tüm etkilerini Karadeniz’e taşımaktadır.
Karadeniz havzası ve Türk Boğazları sistemi, özellikle tuna -rain-main kanalının açılması ile Baltık ve Kuzey denizi ile de birleşerek giderek trafiği artan, tüm dünyanın kullandığı bir su yolu olmuştur.


 

Japon denizinden gelen gemilerin balast suyu ile taşınan Rapana venosa (bir tür deniz salyangozu), Karadeniz’de yaygın bir yaşam alanı oluşturarak adeta istila etmiştir.

Doğu Amerika sahillerinden gelen gemilerin balast suyu ile taşınan balık ve balık besinlerine zarar veren Mnemiopsis leidyi (bir tür taraklı medusa) bölgede doğal düşmanı olmadığı için çok üremiştir.

 

Kıyısındaki ülkeler bir arada organize olamadıkları için, sahibi yokmuşçasına, 
tüm dünyanın radyoaktif atıkları, 
kimyasal ve zehirli çöpleri Karadeniz’e dökülmektedir.
Tüm bu etkenlerin yanı sıra bilinçsizce, kontrolsüzce, sorumsuzca,
aşırı avlanma ve deniz kirliliği sonucu 
23 ticari balık türü , 5 türe inmiştir...

 

Karadeniz’de veya Türk Boğazları’ndaki olumsuzlukların meydana getireceği ilk zararlar deniz ürünlerinde görülmektedir ve bu etkiler şu anda ciddi boyutlardadır.
Herhangi bir deniz kazası veya bahsedilen tehlikelerin sonucunda oluşabilecek bir felakette kaybolacak canlıların, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin yanı sıra bu su yolundan yararlanan tüm ülkeler ve diğer ilgililerin ticari ve sınai zararları ile turizm, denizcilik ve deniz ürünleri sektöründeki kayıpları onarılamaz boyutlarda olacaktır.

Bir çok ülkenin ticari ve siyasi çıkar gurupları, Karadeniz havzasını sadece geniş bir su haznesi ve deniz trafiğinden yararlanılan bir su yolu olarak görmekte ve bunun dışında herhangi bir yarar beklememektedir.

 

H2S Kuşağı

Karadeniz dip sularında 2,5-3 milyon ton hidrojen sülfür (H2S) bulunmaktadır.
Bu çok özel denizdeki dengeler korunmazsa ve iyileştirme çabaları hemen hayata geçirilmezse büyük felaketlerin yaşanması veya onarılamaz çevre kirliliklerinin ortaya çıkması mümkün olabilecektir.
Kirlenmenin ilk etkileri yüzey sularında görülecek, giderek kimyasal dengelerin bozulması ile dip sularında bulunan sülfür ve HS iyonlarının parlayıcı, patlayıcı gaz fazına geçme olasılığı artacaktır.

Bu gazın atmosfere karışması bile çok önemli ve onarılamaz çevre kirliliği yaratabilecektir. Başlangıçta su ürünlerinde gözükecek etkileri, daha sonra kimyasallarını çevreye salarak binlerce yıldır uyuyan kirlilik devinin uyanması ile tüm canlı hayatı için çok kötü, toplu ölümlere yol açabilecek sonuçlar ortaya çıkacaktır.
Bu durumun bölge ülkelerini, boyutlarının tahmin bile edilemediği tehlikelerle karşı karşıya bıraktığı bilinmelidir.

Kaynaklar : BSEP, DİB, Prof. Dr. Adnan Aydın, 
Kılavuz Kaptan Saim Oğuzülgen, A.Nihat Gökyiğit, 
Eremeev V.N, Suvorov, AM, Godin E.A, Haliulin A.H
Derleyen ve Grafik : Yüksel Üstün