|
Türk Boğazları bölgesinin korunması için, Güç Birliği |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Derneğimizin Türkiye'nin Kıyı ve Deniz Alanları VII. Ulusal Kongresine sunduğu, bilimsel kurulda kabul edilerek Kongre gündemi ile Kitabında yer alan bildirimiz.
Özet Türk Boğazları suyolunda tehlikeli madde taşıyan bir geminin geçişi sırasında oluşacak bir kaza veya sabotaj sonucu büyük felaketler yaşanabilir, milyonlarca insan ölebilir, doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik değerlerimiz onarılmaz zararlar görebilir.
Konu,
hem Tuna ve Karadeniz havzası ülkeleri, hem de bu suyolundan
yararlanan tüm dünya ülkelerinin ekonomileri için de büyük önem
taşımaktadır. Bölgede yaşanabilecek felaketten zarar görecek tüm kurum ve kuruluşlar ile halkın da katılımı ile felaketin engellenmesine veya oluşacak zararları minimum seviyede tutulabilmesine katkıda bulunacak bilgili, bilinçli, örgütlü ulusal ve uluslararası “Güç Birliği Oluşturulması Projesi” bildirimizin ana konusudur. Giriş
Bu
bildiride, Türk Boğazlar Bölgesinde gemiler ile yapılan tehlikeli
madde taşımacılığı sırasında yaşanabilecek felaketleri sebebi, hali
hazır durumun tespiti, tehditler, yaşananlar, çözüm önerisi, çözümün
önündeki engeller ve sonuç olarak inceleyeceğiz. Bu anda dünyamızda enerjinin yüzde 80'ini petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil kaynaklardan elde edilen yakıtlardan sağlanmaktadır. Artan nüfus ve ihtiyaç nedeniyle bazı fosil kaynaklarının en fazla 70 yıllık ömrünün kaldığı belirtilmektedir. Fosil yakıtlar dünyaya çok ağır zararlar vermektedir. İklim değişiklikleri, toprak, su/deniz ve hava kirlenmesi, oksijen azalması, asit yağmurları, ozon tabakası delinmesi, tanker kazaları, petrol savaşları fosil yakıtlarının bize verdiği zararlardan bazılarıdır. Yani fosil yakıtlardan sağlanan enerji üretimi, nakli ve tüketimine kadar her noktada kirleticidir. Enerjinin üretiminden tüketimine kadar olan zincirde, sorunların oluşmadan engellenmesi gereklidir. Enerjinin naklinin gerekliliği söylemine, çevreye verdiği zararlar ve riskleri yönünden bakmalı durumun gerçekçi ve bilimsel tespitinin yapılması sağlanmalıdır.
Enerji her şeye rağmen azami kazanç düşüncesiyle üretilmekte, tüketileceği yere en ucuz şekilde nakledilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda, Kafkas ve Hazar petrollerinin Karadeniz terminallerine getirilerek tankerlerle Karadeniz ve Türk Boğazları’ndan dünyaya açılması, bizim için öncelikli ve en önemli sorundur. Çünkü enerjinin üretimi, nakli ve tüketimine sadece ticari açıdan bakan düşüncenin ürettiği ve uygulamaya koyduğu projeler, bölgemizi ve Türk Boğazlarını kolay kazanç sağlanan, karlılığı artıran petrol yolu olarak görmektedir.
Durum tespiti Türk Boğazları Sistemi, (İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazından oluşan suyolu) Karadeniz'den, Ege Denizi'ne kadar uzanan 304 km’lik bir suyoludur
Türk Boğazları sistemi, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan oluşan Karadeniz’den Ege Denizi’ne kadar uzanan 304 km lik uluslar arası gemi trafiğine izin veren bir suyoludur. Bu sistem, 698 metreye kadar daralan çok keskin dönemeçleri ile dünyanın en yoğun ve kaza ihtimali en yüksek uluslararası deniz trafiğine ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’nin karasuları içinde olan bu suyolu doğal ve yapay bir çok zorluklar ve tehlikeler ile doludur. Şiddetli akıntı, rüzgar ve yoğun sis gibi doğal koşulların yanı sıra, 80 dereceye varan keskin dönüşler ile gemiler için seyir açısından çeşitli zorluklar bulunmaktadır.
Ayrıca Avrupa ile Asya kıtalarını birbirinden ayıran, Karadeniz'i Akdeniz'e birleştiren, çevresinde on milyonlarca insanın yaşadığı bölgenin, doğal ve tek suyoludur. Bölgeden yılda yaklaşık 55.000 gemi geçmektedir. Bu gemilerden 10.000 civarı ile başta petrol ve petrol türevleri olmak üzere, her türlü patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, kimyasal, biyolojik, nükleer, katı, sıvı, gaz gibi maddelerin yanı sıra özellikle büyük felaketlere yol açabilecek LPG, LNG, yüksek basınç altında sıvılaştırılmış amonyak gazı ve benzeri yükler de taşımaktadır. Bu gemilerin geçişi sırasında, her gün yaşanan çevre kirliliği zaten ekolojik felaketlere neden olmaktadır. 2007 yılında 10.054 tanker ile 149 milyon ton petrol ve türevleri taşınmıştır. Önümüzdeki yıllarda bu miktarı 260 milyon tona çıkarma baskısı yapılmaktadır. İstanbul Boğazından Geçen Gemilerin 2007 Yılı İstatistiği(*)
Çanakkale Boğazından Geçen Gemilerin 2007 Yılı İstatistiği(**)
Türk Boğazları suyolunda tehlikeli madde taşıyan bir geminin geçişi sırasında oluşacak bir kaza (resim3) veya sabotaj sonucu büyük felaketler yaşanabilir, milyonlarca insan ölebilir, doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik değerler onarılmaz zararlar görebilir. Giderek tüm bölge ülkelerini de etkileyecek felaket göz ardı edilerek, riskler kağıt üzerine indirgenip vakit geçirici tartışmalara dönüştürülmektedir. Bu durum da, Türk Boğazları giderek petrol, para, kan ve felaketler yoluna dönüşmektedir. Ayrıca, bölgede her gün atıkların deşarjı, oluşan küçük veya büyük kazalarda denize dökülen petrol ve türevleri, kimyasallar, organik veya inorganik maddeler nedeniyle ekolojik felaketler yaşanmaktadır. Yaşananlar Bölgede ve özellikle Türk Boğazları'nda son 50 yılda 750’ün üzerinde deniz kazası olduğu bazı kazaların felaket boyutuna ulaştığı, Boğazların günlerce hatta aylarca deniz trafiğine kapandığı ve birçok kazanın da şans eseri ucuz atlatıldığı bilinmektedir. · 14 Aralık 1960: Yugoslav tankeri Zoranic ile Yunan tankeri World Harmony çarpıştı. 20 kişi öldü · 15 Eylül 1964: Norveç tankeri Norhom, batık durumdaki Zoranic’e çarptı. Binlerce ton akaryakıt denize yayıldı. · 3 Temmuz 1966:Yeni Galatasaray motoru, Aksaray motoru ile çarpıştı, 13 kişi öldü. · 18 Kasım 1966: Rumen Ploesti gemisi, Bereket yolcu motorunu batırdı; 8 kişi öldü · 1 Temmuz 1970: İtalyan Ancona kıyıya çarptı; Bir bina çöktü, 5 kişi öldü · 21 Nisan 1979: Rumen Karpat ile Türk Kefeli çarpıştı; 5 kişi öldü · 24 Eylül 1985: Meltem hücumbotu ile Sovyet savaş gemisi çarpıştı; Meltem battı, 5 denizcimiz öldü · 1991: Denizatı-Leonis gemileri çarpıştı; 5 denizcimiz öldü.
· 15 Kasım 1979: Yunan tankeri Evriali ile Rumen tankeri INDEPENDENTA Haydarpaşa açıklarında çarpıştı. 43 kişi öldü. · 14 Mart 1994: 98.600 ton ham petrol yükü taşıyan NASSIA ile SHİPBROKER kavaklar önünde çarpıştı, 27 denizci öldü ve İstanbul çok büyük bir tehlike atlattı · 14 Kasım 1991: Lübnanlı Rabunion 18, Filipinli Madonna Lili ile çarpıştı. 3 kişi öldü, Rabunion 22 000 koyunla boğazın en dar yerinde battı. Oluşan çevre kirliliğini anlatmaya çalışmak bile yersiz... · 29 Aralık 1999: Rus Volgoneft-248, lodosla karaya vurdu, ikiye bölündü. 800 ton fuel-oil denize aktı.
İstanbul Boğazının riskli yerlerinde çeşitli tarihlerde yaşanan büyük kazalar.
Yaklaşık 3000 yıllık tarihi İstanbul kenti ve birçok antik yaşam alanın bulunduğu Türk Boğazları bölgesinin canlı yaşamı ile doğal, tarihi ve ekonomik değerleri ile tüm bölge ve bölge ülkeleri tehlike altındadır. Bir tanker kazası sonucunda bu su yolu uzun süre kapanarak milyonlarca dolarlık kayıplara neden olacaktır. İstanbul Sanayi Odası’nın konuyla ilgili çalışmasına göre Böyle bir felaket yaşandığı takdirde sadece İstanbul’daki kayıp 1999 yılı Türkiye Gayri Safi Milli Hâsılası’nın %42,2’si olacaktır. Bu, toplam 86.521 milyar dolardır. Doğal, tarihi ve kültürel değerlerin kaybının ise, hesabı ve telafisi yoktur! Böyle bir felaket, milyonlarca insanın ölümüne neden olacağı gibi, denizin petrol ve türevleri tarafından kirletilmesine yol açacaktır. Marmara Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’de denizcilik ve deniz ürünleri ile ilgili ticaret sonlanacak ve Ege adaları dahil kıyılarda oluşan şiddetli kirlilik turizm başta olmak üzere tüm sektörlerin gelirlerinde, yatırımlarında ve bunlara bağlı olarak istihdam alanlarında yaşanacak büyük kayıp bölgenin sosyal altyapısının sarsılmasına neden olacaktır.
Bu
nedenlerle Türk Boğazları bölgesinden tehlikeli madde taşıyan
gemilerin geçişleri, başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerini
ve hatta dünyayı büyük tehdit altında bırakmaktadır. Çözüm önerisi Başta Türkiye olmak üzere, özellikle Türk Boğazlarını zorunlu olarak kullanan Karadeniz kıyıdaşı ülkelerin ilgilileri ve dünya ticareti için bu suyolunu tercih eden diğer ülkeler, tüm dünyayı etkileyebilecek bu tehlikenin ortadan kaldırılması için işbirliği içinde olmalıdırlar.
İçinde bulunulan riski anlayarak, Türk Boğazları bölgesinin korunması için, yaşanacak olumsuzluklardan zarar görecek tüm kurum ve kuruluşlar ile halkın da katılacağı GÜÇ BİRLİĞİ oluşturulmalıdır. Önce ulusal Güç Birliği oluşturulmalı ve muhatabın muhatabı ikna etmesi yöntemi ile uluslararası bir Güç Birliği haline gelmelidir. Örneğin İstanbul Sanayi Odası Rusya Federasyonu ve ilgili diğer ülkelerdeki Sanayicileri bir felaket yaşandığında kendilerinin de onarılmaz zararlar göreceğine ve bu nedenle oluşturulan Güç Birliğine katılarak katkıda bulunmalarına ikna etmelidir. Tüm sektörler bunu yaptıkları takdirde çözüm için Güç Birliği oluşmuş olacaktır.
Oluşacak bu Güç Birliği tehlikeli madde taşıyan gemilerin Türk Boğazları bölgesinden taşınmasını engellemek ve karar vericilere baskı için etkinlikler yapılmalıdır (Doğa İle Barış Derneği öncülüğünde Türkiye Çevre Kozası 1996 yılından beri İstanbul Boğazında binlerce teknenin ve Karadeniz havzası ülkelerinin STK larının da katılımı ile eylem ve etkinlikler yapmaktadır.) Bunun yanı sıra aşağıdaki önlemlerin bir an önce hayata geçmesi için baskı unsuru oluşturmalıdır. • Doğanın korunması için petrol ve türevlerinin nakli küresel olarak koordine edilmelidir. Bu bağlamda fosil kaynaklardan elde edilen enerji mümkün olduğu kadar üretildiği yerin en yakınında tüketilmelidir. • Enerjinin verimli kullanımının sağlanması için her alanda yaptırımlar hayata geçirilmelidir. • Acil olarak yeni ve daha temiz olan enerji kaynaklarının (hidrojen, güneş, deniz, su ve rüzgâr) temiz üretimi ile kullanılması planlanmalı ve hayata geçirilmelidir, Çözümün önündeki engeller Genellikle iş çevrelerini temsil eden kuruluşlarda olasılık hesabı yapılarak bir konuyu hafife almaları, felaket yaşanabileceğinin farkında olmamaları ve böyle bir olayın olabileceğine inançsızlık bulunmaktadır. Bunun temel nedeni ise akademisyen niteliği olan danışmanların verdiği, sadece çıkarı gözeten görüşlerdir. Bu görüşler doğrultusunda bu günkü statünün devamını içerecek güvenli geçiş kavramı ortaya konmaktadır. Güvenli geçiş kavramı ile zaten yapılması gereken gemilerde modernizasyon, kıyılarda güvenlik tedbirlerinin arttırılması, radara dayalı VTS sistemi, kılavuz kaptan alınması, bunlara dayalı yeni tüzükler ve benzeri önlemler önerilmektedir. Bu önlemler yerine getirildiğinde de, kapasitenin arttığı bahanesi tehlikeli madde taşıyan gemilerin adedi, taşıdığı yükün miktarı arttırılmak istenmektedir. Durum tam bir sarmala dönmüştür. Bu değerlendirmeler hep Akademisyen sıfatı taşıyan kişilerin yaptığı raporlara dayandırılmaktadır. Bu raporlarda, hep “risk var, ama şu önlemler alınmalıdır: ….” diye başlayan sözcüklerle öneriler verilmektedir. Oysa bölgede büyük bir felaket yaşanması için illa kaza da olması gerekmez, tehlikeli madde taşıyan bir gemiye sabotaj da yapılabilir. Sonuç Türk Boğazlarında yaşanabilecek felaketten zarar görecek tüm kuruluşların katılımı ile felaketin engellenmesine veya oluşacak zararların minimum seviyede tutulabilmesine katkıda bulunacak bilgili, bilinçli, örgütlü bir ulusal ve uluslararası “Güç Birliği” bir an önce oluşturulmalıdır. |